Uluslarası İlişkiler ve Dış Politika
Dış Politika

Karabağ’da Rusya ve Türkiye’nin Rolü

Karabağ sorunu, Rusya açısından Kafkasya’da etkinliğini sürdürmesi amacı doğrultusunda önemli bir araçtır. Bu nedenle de tam olarak çözüme kavuşturulmasını, yani bir aracının ortadan kalkmasını istemez.

0 348

Dağlık Karabağ, uluslararası arenada Azerbaycan’ın parçası olarak tanınıyor, ancak bölge burada yaşayan etnik Ermenilerin kontrolündedir. Temmuz 2020’de Ermenistan, Türkiye ile Azerbaycan arasında enerji ve ulaşım konusunda stratejik bir merkez olan Tovuz Bölgesi’ne saldırdı. Tovuz, Bakü-Tiflis-Kars demiryolu ve Türkiye’ye doğalgaz sağlayan TANAP boru hattıyla Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattının geçtiği bir bölgedir. Saldırı püskürtüldü. Ama orada Azerbaycan’la birlikte Türkiye’ye verilen bir mesaj söz konusuydu. Şimdi ise Nahçıvan’a saldırı ihtimali konuşuluyor. Atatürk tarafından, “Türk kapısı” olarak adlandırılan Nahçıvan’a yapılacak bir saldırı, doğrudan Türkiye’ye yönelik bir mesaj olacaktır.

Ermenistan’ın saldırılarına en sert tepki Türkiye’den geldi. Türk yetkilileri, Ermenistan’ın saldırılarını kınadı, işgalci devleti uluslararası hukuka saygılı olmaya ve işgal ettiği toprakları terk etmeye davet ettiler. İki taraf da birbirini suçlarken, Türkiye, Azerbaycan’a destek veriyor. Ermenistan ise Türkiye’yi “gerilimi artırmakla” suçluyor.

Rusya, tarafları ateşkese uymaya davet etti ve gerekirse taraflar arasında arabuluculuk yapabileceğini açıkladı. ABD, İngiltere ve diğer Batılı ülkeler taraflara itidal (ılımlı olma) çağrısı yaptılar. Pakistan Ermenistan’ın saldırılarını sert dille kınadı ve Azerbaycan’a desteğini ifade etti. Ukrayna ve Moldova taraflara itidal çağrısı yapmakla beraber Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü ve BMGK’nin Ermenistan’ın işgallerini sona erdirmesini isteyen kararların uygulanması, sorunun uluslararası hukukun temel ilkelerine ve özellikle toprak bütünlüğü ilkesine uygun bir biçimde çözüme kavuşturulması gerektiğini ifade ettiler. İran ilk açıklamasında kayıplardan duyduğu üzüntüyü ifade ederek tarafları ateşkese davet etti ve Azerbaycan’ın toprak bütünlüğüne destek de ifade edildi.

BM, AB, AGİT ve NATO, ayrıca Ermenistan’ın üye olduğu Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) ateşkes ihlallerinden ve sıcak çatışmaların başlamasından duydukları rahatsızlığı dile getirdiler. Ermenistan’ın beklentisinin aksine KGAÖ kendisine açık bir destek vermedi. İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) saldırılarından dolayı Ermenistan’ı kınadı ve Azerbaycan’a destek verdi.

Ermenistan’ın Sivillere Saldırı Nedeni ve Amacı?

Ermenistan, işgal ettikleri Karabağ’ı yani savaşın olduğu cepheyi bırakıp, Azerbaycan şehirlerine, direkt sivillere saldırıyor. Tek çareleri dışardan askeri müdahale olmasını sağlamaktır. Bunun için önce Tovuz sonra Gence’deki enerji geçiş noktalarını hedef aldılar. Vurdukları hatlar, Avrupa’ya doğalgaz taşıyan noktalardır. Bu açıkça, Batı’ya acil yardım isteğiyle birlikte enerjiyi bloke etme mesajıdır.

Ermenistan sivillere yönelik saldırıları sistematik hale getirdi. Amacı Azerbaycan’ın sinir uçlarına dokunup, Azerbaycan’ı tahrik edip, Azerbaycan’ı Karabağ’ın dışında Ermenistan topraklarına yönelik saldırı gerçekleştirmeye zorlamaktır. Bu olduğu takdirde Kolektif Güvenlik Anlaşmasının ilgilini maddesi devreye girmiş olacak. Yani tıpkı NATO’da olduğu gibi Azerbaycan’ın yer almadığı bu güvenlik grubunda, üyelerden birine yönelik saldırı olduğunda diğer üye ülkelere direkt askeri müdahale hakkı doğuyor. Ermenistan, Azerbaycan’ın sivillerini vuruyor ki, Azerbaycan karşılık versin, bu sayede de Rusya askeri müdahaleye kalkışsın.

Azerbaycan açısından topraklarının Ermenistan işgali altında kalması hem uluslararası hukuka aykırı hem de iki ülkenin mevcut askeri, diplomatik, ekonomik ve diğer kapasitelerine uygun değildir. Yani, Azerbaycan BM Sözleşmesi’nin 51. maddesine dayanarak meşru müdafaa hakkı çerçevesinde topraklarını Ermenistan işgalinden kurtarma hakkına ve kapasitesine sahiptir.

Ermenistan bu gidişatı kendisi açısından çok riskli görüyor ve Azerbaycan’ın artan kapasitesinin Rusya’nın da yer alacağı bir savaşla sınırlanmasını sağlamak için Azerbaycan’ı provokasyona çekmeye çalışıyor. Ermenistan’ın bu kez iki ülke sınırındaki farklı bir bölgeden saldırmasının temel amaçlarından birisi bu olabilir.

Genel olarak ateşkes ihlallerinin ve özellikle son çatışmaların nedenlerini şu şekildedir: Ermenistan için, Nisan 2016 savaşının sonuçlarını ve psikolojik ezilmişliği ortadan kaldırma fırsatı, Ermenistan’daki iç politik mücadelenin bir yansıması olması, iktidarın dikkatleri sosyal ve ekonomik sorunlardan uzaklaştırma amacı gütmesi, iç askeri mücadelenin bir yansıması, dış politikada yaşanan sorunların bir yansıması, Azerbaycan’ın büyük çaplı bir savaşa çekilerek potansiyelinin darbe almasının sağlanması gibi.

Karabağ sorununun çok karmaşık bir sorun olduğunu, sorunun ortaya çıkışında tek suçlunun Rusya olmadığını ifade etmekle beraber Ermenistan’ın saldırganlaşmasının arkasında Fransa’nın parmak izlerini de görmek gerekiyor. Macron, Yunanistan ve Rum kesimini kışkırttı. Şimdi benzer bir oyunu Ermenistan üzerinden oynamaya çalışıyor.

Ermenistan saldırısının zamanlama olarak da değerlendirilmesinde Amerikan seçimleri göz ardı edilmemesi gereken bir faktör olarak karşımıza çıkıyor. Ermeni diasporası Amerikan seçimlerinin meydana getirdiği konjonktürü değerlendirmek istiyor. Seçim sürecinde Yahudi Cemaatine büyük tavizler veren Trump’ın Ermeni oyları nedeniyle kendilerine taviz vermesini bekliyorlar.

Çatışmalarda Rusya’nın Rolü Nedir?

Ermenistan bağımsızlığını kazansa da, hem diplomatik, hem askeri hem de maddi anlamda büyük ölçüde Rusya’nın etkisini üzerinde hissetmeye devam etti. İki ülke arasında Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü çerçevesinde yürüyen bir askeri ittifak var. Bu kapsamda Ermenistan’da Rus ordusuna ait üsler de bulunuyor. İki ülke, aynı zamanda Rusya öncülüğünde oluşturulan Avrasya Ekonomik Birliği’nin de üyesidir.

Bölgeyi Bakü’ye bağlı özerk bir bölge olarak tutmaya çalışan ve askeriyle birlikte Azerbaycan SSC’ne destek olan Moskova, bu dönemde kendi liderliğinde bir uluslararası gücün bölgede barış gücü olarak konuşlandırılmasını istiyordu. Bu konuda Moskova’nın desteğini alsa da Bakü de Erivan gibi bu plana karşı çıktı. Çıkan çatışmalarda Ermenistan’ın kullandığı ağır silahların tamamına yakınının Rusya’dan geldiği biliniyor. Ancak Rusya, kamuoyuna açık şekilde taraf belli etmektense her seferinde “diyalog” çağrısı yapıyor.

2016’da, iki ülke ordular arasındaki cephe hattında yeniden çatışmalar başlamıştı. Bu dönemde Rusya, Ermenistan’a açık bir destek vermek yerine diyaloğun sürdürülmesi yönünde açıklamalar yaptı. Ermenistan ise, Azerbaycan’a açıkça destek ilan eden Türkiye’yi eleştirdi. Ateşkesin kalıcı hale gelmesi için 2016’da yapılan görüşmeler sonuçsuz kaldı.

Rusya Ermenistan’a Neden Silah Gönderiyor?

Azerbaycan basınında yer alan haberlere göre, 17 Temmuz-1 Eylül tarihleri arasında Kazakistan, Türkmenistan ve İran hava sahası kullanılarak Rusya’dan Ermenistan’a büyük miktarda silah taşındı. Rusya tarafı bu taşınan yüklerin Türkiye-Ermenistan sınırında bulunan Rusya’nın 102. Askeri Üssü’nün askerlerinin değiştirilmesi ve askerlerin fiziki şartlarının iyileştirilmesi amacıyla inşaat malzemeleri olduğunu ifade etmesi Azerbaycan’ı tatmin etmedi.

Son yaşananlar Rusya’nın Ermenistan’ı silahlandırılmasına dair ilk gelişme değildir. Ermenistan-Azerbaycan arasında 1994 yılında imzalanan ateşkes anlaşmasından önce ve sonra Rusya’nın Ermenistan’ı silahlandırması sürekli olarak gündemi meşgul etmiştir. Bu dönemde Rusya, Ermenistan’a doğrudan silah hibe etmiş veya kredi ayırarak Rusya iç piyasası fiyatından satmıştır.

Rusya-Ermenistan askeri ilişkileri bununla sınırlı değildir. Ermenistan-Rusya arasında 1992 yılında yapılan anlaşma gereği, günümüzde de Türkiye-Ermenistan ve İran-Ermenistan sınırları Rus askerleri tarafından korunuyor. Bu da doğal olarak Ermenistan tarafının bütün askeri gücünü Azerbaycan’a karşı kullanmasına imkân veriyor. 1995 yılında taraflar arasında imzalanan anlaşma ile Rusya’nın Ermenistan’daki Gümrü’de 5 bin kişilik bir askeri üssü bulunuyor.

Uzmanlar, Rusya-Ermenistan arasında askeri işbirliğinin politik ve jeopolitik nedenlerini dört farklı açıdan değerlendiriyorlar. Birincisi, NATO’nun doğuya doğru genişlemesinin önünü almak. İkincisi Türkiye’yi doğudan baskı altında tutmak. Üçüncüsü, Ermenistan’ı askeri ve politik açıdan kendine bağımlı halde tutabilmek. Dördüncüsü Ermenistan-Azerbaycan arasındaki askeri dengeyi korumak. Sonuncu neden, Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarında statükonun devam etmesi anlamına geliyor. Çünkü silahlandırılan bir Ermenistan, barış görüşmelerinde herhangi bir olumlu adım atmaktan kaçınabilmektedir.

Türkiye’nin Tutumu Nedir?

Ermenistan bağımsızlığını ilan ettiğinde Türkiye hemen tanımış ve iki ülke arasında diplomatik ilişki kanalları açılmıştı. Ancak 1993’te, Ermenistan’ın Dağlık Karabağ’ı işgalinin ardından Azerbaycan’ın yanında yer alan Türkiye, Ermenistan sınırını kapattı ve diplomatik ilişkileri sınırlandırdı. Türkiye ve Ermenistan arasında hâlâ diplomatik ilişki bulunmamaktadır. Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkilerinin normalleşmesi açısından da Dağlık Karabağ sorununun çözümü ise kilit bir rol oynamaktadır.

Bu bağlamda Türkiye, Dağlık Karabağ üzerindeki Ermeni işgalinin sona ermesini, bir devlet politikası olarak sınırın açılması ve ilişkilerin normale dönmesi için şart koşmuştur. 2009’da İsviçre’nin Zürih kentinde, “Türkiye Cumhuriyeti ile Ermenistan Cumhuriyeti Arasında Diplomatik İlişkilerin Kurulmasına Dair Protokol” imzalandı. Fakat protokol Dağlık Karabağ’da yaşanan olaylar nedeniyle askıya alındı.

Azerbaycan’ın ve Ermenistan’ın askeri, diplomatik ve ekonomik olanakları arasındaki dengenin 1990’ların başına kıyasla Azerbaycan lehinde çok değişmesi, diğer yandan Türkiye’nin aktif askeri politikası ve resmî açıklamaları dengeleri değiştirdi. Türkiye’nin sürece aktif müdahil olmaya başlamasıyla “ne barış ne savaş” durumu herkes için, ama özellikle işgalci Ermenistan ve bu ülkeyi askeri açıdan destekleyen, çözümsüzlükten çıkar uman dış güçler için risk kaynağı olmaya başlıyor.

Suriye’de ve Libya’daki Rusya yapımı silahlara karşı Türkiye’nin ürettiği SİHA’ların başarısı Azerbaycan için dikkat çekici oldu çünkü Ermenistan da genellikle Rus yapımı silahlar kullanıyor. Toprakları işgal altında olan Azerbaycan askeri envanterine İHA ve SİHA’ları dahil etmiş durumdadır. Son Tovuz olaylarında bunları kullanarak işgalci tarafa karşı ciddi üstünlük sağladılar. Bu gelişme Azerbaycan-Türkiye arasında askeri işbirliği için yeni bir zemin oluşturdu. Özellikle Azerbaycan ve Türkiye arasında 25 Şubat 2020’de Bakü’de imzalanan Karşılıksız Askeri Yardım Anlaşması ile Türk SİHA’larının Azerbaycan’a geleceği şeklinde değerlendirildi.

Sonuç Olarak;

Doğu Akdeniz’deki bilek güreşi Kafkasya’ya taşınmak isteniyor. Çünkü, Rusya kendisi açısından en güçlü olarak gördüğü bir zeminde bu mücadeleyi sürdürmek istiyor. Azerbaycan’ın savaş hali ilanında bulunması yerinde bir adımdır. Artık Azerbaycan savunmada değil ön cephede bu mücadeleyi sürdürecektir. Bu sürecin sonunda Ermenistan, Dağlık Karabağ’la ilgili müzakerelere oturmak zorunda kalmalıdır. Azerbaycan bir müddet ilerledikten sonra, barış görüşmeleri başlayabilir. Böylece müzakere masası ön cephede oluşturulur.

Karabağ sorunu, Rusya açısından Kafkasya’da etkinliğini sürdürmesi amacı doğrultusunda önemli bir araçtır. Bu nedenle de tam olarak çözüme kavuşturulmasını, yani bir aracının ortadan kalkmasını istemez. Azerbaycan’ın bu aşamada Rusya’nın da müdahil olacağı bir savaşı arzu etmemesi, Rusya’nın ise kendisi bu kadar sorunla uğraşırken bir de Azerbaycan dolayısıyla yeni sıkıntılar yaşamayı arzu etmemesi çatışmanın büyüme ihtimalini hep zayıflatan unsurlar.

Azerbaycan ile Ermenistan arasında başlayabilecek büyük çaplı bir savaş Suriye ve Libya sorunlarından farklı olarak bölgedeki büyük güçlerin Rusya, Türkiye ve İran olanaklarını daha fazla tüketebilir ve bu güçler başka bölgelerdeki önemli çıkar alanlarını kaybetmek durumunda kalabilirler. Bu senaryo bölge dışındaki önemli güçlerin çıkarlarına daha uygun olacaktır. Bölgedeki önemli güçlerin bunları dikkate alması ve Karabağ sorunun çözümü hususunda hızlı hareket etmesi gerekmektedir. Bu etken Karabağ sorununun çözüm sürecini hızlandırabilir.

Koşullar bu kadar açıkken arabulucular eğer gerçekten kalıcı barış ve istikrar peşindeyseler, işgali sona erdirmek için daha kesin ve kararlı adımlar atmaları gerekiyor. Fakat arabulucular ya bu riskin farkında değiller ya da savaşların bölge dışı güçler tarafından bölgeye müdahale aracı olma potansiyeli onları daha çok motive ediyor.

Yararlanılan Kaynaklar

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.