Uluslarası İlişkiler ve Dış Politika
Dış Politika

Öcalan ve PKK’nın “Özgürlükçü” Olduğu Yanılgısı

0 799

PKK; Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve NATO gibi kuruluşlar tarafından terör örgütü olarak tanımlanmasına rağmen, söz konusu örgütün propagandası bugün bu ülkelerin ve kurumların sınırları içerisinde bulunan medya organizasyonları tarafından yapılmaktadır (1). Gerek 1980 ve 1990’lı yılların ciddi baskıcı ortamı gerekse günümüzdeki siyasi iktidarın Türkiye’nin dertlerini uluslararası kamuoyuna anlatmadaki yetersizliği Türk halkının karşısına bugün “PKK, Kürtlerin iyiliğini ve özgürlüğünü isteyen masum bir örgüttür” söylemi ile çıkmaktadır. Halbuki Kürt halkı PKK şiddetinden en çok deneyimleyen kesimlerin başında gelmektedir.

Bunun en net örneğini bugün HDP’nin (Halkların Demokratik Partisi) Diyarbakır İl Başkanlığı binasının önünde eylem yapan annelerden görmek mümkündür. Kamuoyunda “Diyarbakır Anneleri” olarak bilinen anneler, PKK tarafından kaçırılmış olan çocuklarını geri alma umudu ile HDP binası önünde oturma eylemi yapmaktadırlar. PKK içerisinde infaz edilen akrabalarının cenazelerini “hainin akrabası” olarak fişlenmekten korktukları için alamayan ailelerin olduğu göz önünde bulundurulduğunda Diyarbakır Anneleri’nin cesaretleri takdire şayandır.

Özellikle Avrupa’da yayın yapan medya organlarının PKK ve Öcalan’ı bu kadar parlatması sadece Türk karşıtlığı ile açıklanamayacak kadar karmaşıktır. PKK’ın propaganda araçlarını verimli biçimde kullanışı ve örgütün Avrupa’da ciddi bir şekilde örgütlenmesi, ayrıca Batılı ülkelerin PKK’ın varlığından sağladıkları siyasi çıkarlar Batı medyasında çıkan PKK yandaşı haberlerinin başlıca sebeplerini oluşturmaktadır. Bu yazıda PKK’ın Avrupa’da bahsedildiği kadar “özgürlükçü, ilerici, kadın ve LGBT (lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel) yanlısı” olup olmadığı incelenecektir.

Batı Medyasında PKK, PYD ve Türevleri

Elinde kalaşnikof başında renkli bir tülbentle İŞİD’e karşı savaştığı gerekçesi ile kahraman ilan edilen kadınların fotoğraflarını illa ki görmüşsünüzdür (2). Bu tarz haberler Batı medyasının vazgeçilmez propaganda malzemesidir. Burada yaratılmak istenilen algı ise şudur: “Biz Avrupa’da evlerimizde rahat rahat yaşayalım ve terör kurbanı olmayalım diye Kürt halkı kendini feda etti.” Bu sav birçok başka soruyu beraberinde getirebilir örneğin Orta Doğu’da bulunan bir halk, bu kadar silahı nasıl elde etti, İŞİD’le savaş bittikten sonra bu silahlara neler oldu, İŞİD’in bitirilmesinde rol oynayan tek kesim Kürtler midir? Ve daha niceleri, ancak bu sorular bu yazının konusu değildir.

Kürt halkının İŞİD’le mücadelesinin bu denli romantikleştirilmesi terörden oldukça çekmiş Türk toplumu için ciddi bir problem yaratmaktadır çünkü bahsedilen romantikleştirilme sadece bir halk olan Kürtleri değil, tüm yasadışı terör örgütlerini de kapsamaktadır. Batının gözünde PYD, YPG ve türevleri, İŞİD ile savaşmış özgürlükçü örgütlerdir. Her ne kadar PKK; Avrupa Birliği, NATO ve ABD tarafından terör örgütü olarak tanımlanmış olsa da PKK’ın da adının zikredildiği görülmektedir.

Sol görüşlü Avrupalı halkın gözünde PKK bir terör örgütü değildir ve PKK’ya karşı ciddi bir sempati vardır. Bu sempatinin başlıca sebepleri arasında ise PKK’ın medyatikliği gelmektedir, çünkü Batı medyasına göre PKK, kadınlara değer veren ve kadınları, bu sözde “devrimci hareketin” ön safında bulunduran bir örgüttür (3). Ancak gerçekler bundan oldukça farklıdır.

Öcalan ve Kadınlar

PKK lideri Abdullah Öcalan “Benden sonra PKK olmaz, PKK’da ikinci, üçüncü adam yoktur” (4) gibi iddialı sözlerde bulunarak aslında başında bulunduğu örgütün ne denli baskıcı olduğunu göstermiştir. Öcalansız PKK olamayacağı söylendiğine göre örgütün Batı’ya yansıttığı özellikleri ile ilgili Öcalan ne demiş bakmakta yarar vardır. Bakılması gereken ilk husus örgütte kadına verilen değerdir. Öcalan’ın kadına değer verdiği savı açık bir şekilde yanlıştır, aksine kadınları aşağıladığı birçok konuşması ya da kitabı bulunmaktadır.

Bunların başında “Nasıl Yaşamalı” başlıklı kitabı gelir. Bu kitapta Kürt kadınını tanımlayan Öcalan şu cümlelere yer verir: “Kürt kadınlarının çoğunun bedenleri ölü, kokuşmuş, soğuk ve çok kabadır. Fizikleri biraz böyledir, ruhları donuktur. Fikir düzeyi hiç yoktur. Köylü kızını al, küçük-burjuva kızını veya erkeğini al, söyle söyle, hiçtir; bir papağan kadar bile sözcükleri tekrarlayamaz. (5)

Kürt kadınlarını sadece fiziksel olarak aşağılamak bir kenara dursun tüm Kürt halkını da kategorize ederek aşağılamıştır. Kadının bedenine “kokuşmuş” diyen ve Kürt halkına da topluca cahil muamelesi yapan Öcalan’ın, başı veyahut mensubu olduğu hiçbir örgüt kadın hareketinin arkasına saklanmamalıdır (6). Kadınları aşağılayan birini lider olarak kabul eden bir örgütün, kadınların iyiliğini isteyeceği savı mantıkdışıdır.

Öcalan’ın kadınlarla ilgili sözleri bahsi geçen kitapla sınırlı değildir. “Özgür Yaşamla Diyaloglar” adı ile yayınlanmış kitabında da Öcalan kadınları aşağılamaya devam etmiştir: “Büyük insanlık görevi olmasa kadınla olmam çok zor. Sizi bir gün bıraksak ikinci gün pis bir kadın haline gelirsiniz.”; “Çirkinleri saflarımıza almamak lazım. Kim alıyor bunları? Bizim için güzellik ölçüsü; fiziksel, düşünsel, zeka yönünden güzel olmalıdır.”; “Savaşan kadın özgürleşir, özgürleşen kadın güzelleşir, güzelleşen kadın sevilir. (7)” Bugün feminist hareketin yıkmaya çalıştığı bütün tabuları güçlendiren, kadınları hem fiziksel hem de entelektüel manada aşağılayan Öcalan’ın örgütünün Batı’da “kadına değer veren” bir örgüt olarak görüldüğü ironisini okuyucu artık rahatça anlayacaktır.

Örtbas Edilen Tecavüzler

Öcalan’ın kadınlara yaptıkları sadece sözleri ve kitapları ile sınırlı kalmamıştır, ancak örgüt içinde yaptıklarına geçmeden önce kendisine muhalefet ettiği için şeytanlaştırdığı eşi Kesire Yıldırım’ı hatırlamakta fayda vardır. Kesire Yıldırım ise Abdullah Öcalan ile ters düştükten sonra örgütten kaçmış bugün ise yurtdışında yaşamaktadır. Kendisi örgüt ve Öcalan ile ilgili sessizliğini bugün hala korumaktadır. Öcalan’ın örgüt içindeki metotlarını beğenmeyen ve Öcalan’ı diktatör olarak adlandıran Yıldırım, Öcalan’a muhalefet eden diğerleri ile aynı sona ulaşmamak adına örgütten kaçmıştır. Bunun üzerine Öcalan, Yıldırım’ı şeytanlaştırmış, örgütteki her türlü kötülükle alakalı olarak Yıldırım’ı suçlamış, örgüt üyelerine ise Yıldırım gibi olmamayı salık vermiştir (8).

1993 yılında Kesire Yıldırım ile aynı görüşlerde olan ve Öcalan’ı diktatör olmakla suçlayan Selim Çürükkaya da Öcalan’a muhalefetten infaz edileceğini bildiğinden dolayı örgütten kaçmıştır. Örgütten kaçtıktan sonra “Apo’nun Ayetleri” adında bir kitap yazan Çürükkaya, Öcalan’ın taciz ettiği ve tecavüzde bulunduğu kadınları da yazmış, örgüt içinde romantik ilişkiye giren kişilerin öldürüldüğünü de belirtmiştir. Çürükkaya’nın kitabında Öcalan ile ilgili şu sözlere yer verilmiştir: “Tam bir sex ve cinayet makinası olarak gençlerimizin arasına girmişti; ha bre tecavüze uğrayanlar, ölüler, kaçıp düşmana sığınanlar ve intiharlar üretiliyordu. Gerçek bu!” (9)

Çürükkaya, Öcalan’ı sadece kadınlara yaptıklarından değil aynı zamanda örgütte ilişki yaşadıkları için insanları öldürtürken, kendisinin kendi koyduğu kurallara uymamasından dolayı da eleştirmektedir: Evet, cinsel ilişkiyi bütün köleleri için yasaklıyordu ulu önderimiz. Kendisi efendi olduğu için yasak kapsamına girmiyordu. Kölelerin gözleri önüne çektiği yasak perdesinin arkasında her türlü haltı karıştırıyor ve yasak yasasıyla köleleri öldürüyor, kaçırtıyor, suçlu duruma düşürüyor, yargılıyor, af ederek kendine bağlıyordu. (10)”  Çürükkaya kitabında aynı zamanda Öcalan tarafından bizzat taciz edilmiş Karkir takma isimli bir kızdan da bahsediyor, Karkir ile konuştuklarını ise Çürükkaya şöyle anlatıyor: ““Kim?dedim; senin namusuna el atan kim? deyip, tam kendimi kaybetmiştim ki: başkan bana sarkıntılık yapıyordedi ve yeniden ağlamaya başladı. (11)

Bu bölümü bitirmeden önce Öcalan haricinde örgütün diğer üyelerinin de kadınlara bakışları ile ilgili bilgi vermek elzemdir. Bu konuda Çürükkaya’nın aynı kitabında bahsi geçen bir örnek yerinde olacaktır. Sivas doğumlu ve Almanya’da büyümüş Koçer takma adlı bir kadın, bir kişi ile ilişkiye girdiği ve onunla evlenmek istediği için örgütün sözde mahkemesinin karşısına çıkarılmıştır.

500 kişinin izlediği sözde duruşmayı Çürükkaya şöyle anlatmıştır: “Yaklaşık olarak 500 öğrenci platformda mahkemeyi izlemekteyiz; genç̧ kızın yüzü bize dönük, hazır ol vaziyette karşımızda bekliyor. Yakınım, yazdığı iddianameyi eline alıp okumaya başlıyor: “Bu unsur, Almanya’da fahişelik yapmış, özel savaş tarafından yozlaştırılmış, rezil, namusuz bir fahişedir! Yüce ortamımızda bulunmasına rağmen bu yozluğunu sürdürmüş, kutsal akademinin adını kirletmiş̧, bu iflah olmaz düşkün, lümpen orosupu’nun soruşturma komisyonu adına idamını istiyorum!” (12)

Sadece örgütün liderinin değil örgüt üyelerinin de kadına bakışı açıktır. Kadını aşağılayıcı, kısıtlayıcı ve ötekileştirici zihin hiçbir şekilde kadına değer veren bir örgüt olarak lanse edilemez. PKK ve türevlerinin feminist hareketin arkasına sığınması sadece gerçek yüzünü saklamak içindir.

Sesini Çıkaranların Başına Gelenler

Özellikle Batı’ya, özgürlükçü olduğu iddiası ile çıkan PKK’ın örgüt içi infazlarına Türkiye’de ve dünyada yeterince önem verilmemiştir. Bunun sebepleri arasında insan hakları derneklerinin, örgüt içi infazların üstünde yeterince durmaması gösterilebilir (13). Aynı zamanda PKK’ın saçtığı korku atmosferi yüzünden de ne öldürülenlerin aileleri ne de yakınları bu konular hakkında çok fazla konuşmak istememektedir. Öcalan’a muhalefet edenlerin infaz edilmesi özgürlükçü olduğu iddiası ile propaganda yapan örgütün bir başka ironisidir.

Abdullah Öcalan’a muhalefette kamuoyunun en çok duyduğu isimlerden biri muhtemelen Şemdin Sakık’tır (14). Sakık, 18 yıl örgütte kaldıktan sonra Öcalan ile anlaşmazlığa düşmüş ve hakkında infaz kararı çıkarılmıştır (15). İnfaz edileceğini anlayan Sakık 1998 yılında Barzani’nin KDP’sinin (Kürt Demokrat Partisi) peşmergelerine sığınmış sonrasında ise gerçekleştirilen bir operasyonla Türkiye’ye getirilmiştir. Sakık, yakalandıktan sonra çıkardığı kitaplar ile Öcalan’ı eleştirmiştir, “İmralı’da bir Tiran Abdullah Öcalan” başlıklı kitabında örgüt içi infazlar yüzünden ölen kişilerin de adlarını vermiştir (16).

Sakık’ın verdiği isimler dışında 2012 yılında İbrahim Güçlü tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu’na verilen 40 sayfalık infaz listesi de önemlidir. Güçlü aynı zamanda Öcalan’ın mahkemede, örgüt içi yapılan infazların 15 binin üzerinde olabileceğini de söylediğini hatırlatmıştır (17). Örgüt içi infazların birçoğu (Çürükkaya’nın dediğine göre yüzde kırkı) (18) cinsel ilişki suçlaması ile yapılmıştır. Birçok başka infaz da Öcalan’a muhalefet edenlere karşı gerçekleştirilmiştir. Bu infazların Avrupa’da dahi yapılması örgütün terör örgütü olarak tanınmasında rol oynamıştır.

İnfaz Edilen Muhalifler

Öcalan’a muhalefet ettiği için infaz edilenlerin tam sayısını bilmek mümkün değildir. Öcalan’ın 1999 yılında mahkemede söylediğine göre bu sayı 15 bini dahi geçmiş olabilir (19). Yine de okuyucunun bilgilenmesi açısından Öcalan’a muhalefette önde gelen ve bu yüzden öldürülen kişilerin ölümlerini irdelemekte yarar vardır. İlk sırada Semir Çetin Güngör vardır. Güngör’ün verilecek örnekler için seçilmesinin sebeplerinden biri İsveç’in Stockholm şehrinde öldürülmesidir. Öcalan’ı, örgütte tekelleştiği gerekçesiyle eleştiren Güngör’ün 1985 yılında PKK tarafından yüzlerce Kürt’ün ortasında infaz edilmesi bize birkaç durum göstermektedir.

Öncelikle Öcalan’a muhalefet edenlerin Avrupa’da dahi bulunup öldürüldüğünü, sonrasında ise PKK’ın, Avrupa’da gerçekleştirdiği eylemler yüzünden Avrupa’nın PKK’dan desteğini çekmesine sebep olduğunu göstermiştir. Ancak Avrupa PKK’ya karşı yine de net bir tavır alamamıştır. Bu tavrı alamadığını gösteren olaylardan bir tanesi İtalya’ya kaçan Öcalan’ın Almanya’ya gönderilmek istenmesidir. Almanya’da gerçekleştirilen terör saldırıları yüzünden Alman mahkemeleri Öcalan hakkında tutuklama emri çıkartmıştır, bunu bilen İtalya ise Öcalan’ı Almanya’ya teslim etmek istemiştir (20). Ancak Almanya, Öcalan’ı almamıştır (21).

Öcalan’a muhalefette tanınmış bir diğer isim de Mehmet Cahit Şener’dir. Diyarbakır Cezaevi’nde kaldığı sekiz senelik süre boyunca “çözülmediği” (polis sorgulaması sırasında örgüt hakkında bilgi vermediği) gerekçesi ile örgüt tarafından sempati ile anılan Şener, sadece Öcalan’ı eleştirmekle kalmayıp PKK’ya alternatif yeni bir örgüt de kurmaya çalışmıştır: “PKK Vejin” (22).  Şener’in ismi, Çürükkaya’nın kitabında da geçmektedir. İlgili bölümde Çürükkaya Şener’in yazdığı yazılardan bir bölüm paylaşmıştır: “Şener’in yazılarında ulu önderimizin kadınlarla olan ilişkileri de anlatılıyordu. “Çok sayıda kızla cinsel ilişkiye geçince, kokusu çıktı, zorbela örtbas ettik” deniyordu. (23).

Öcalan’a muhalefet eden diğerlerinin başına gelenler değerlendirildiğinde bahsi geçen yazıları yazan Şener’in de uzun süre hayatta kalacağını düşünmek olanaksızdır. Zira Şener, Öcalan’a muhalefete başladıktan kısa bir süre sonra 1991 yılında Suriye istihbaratının da yardımı ile Suriye’nin Kamışlı ilçesinde infaz edilmiştir. İnfaz edildiği sırada diğer bir PKK üyesi Sakine Cansız ile nişanlı olan Şener’in nişanlısı da 22 sene sonra Paris’te yine aynı şekilde infaz edilmiştir (24). Sayılan kişiler dışında da PKK tarafından Avrupa’da (Almanya, İsveç, Fransa vb.) infaz edilenler olmuştur. Örgüt, sadece Avrupa’da değil, elini uzatabildiği her yerde sayısız cinayet işlemiştir (25). Bu cinayetlerin en büyük iki sebebi de Öcalan’a muhalefet ve cinsel / duygusal ilişkide bulunmak olmuştur. Öcalan 1999 yılında verdiği ifadesinde insanları infaz ettirdiğini açıkça söylemişti (26).

LGBT’ye Bakış

PKK’ın son dönemlerde kullandığı propaganda araçlarından biri de LGBT bireyler ve LGBT bireylere verilen değerdir. Yaratılmaya çalışılan algı şudur: PKK, her türlü düşünceye ve cinsel yönelime saygı duyan, insanları ötekileştirmeyen bir örgüttür, insanların her türlü özgürlüğe sahip olması gerektiğini savunur. (27)”  İki insan arasındaki duygusal / cinsel ilişkiye bile karşı çıkan ve bu ilişkide bulunan insanları infaz eden örgütün bu tarz bir propagandasının samimiyetinin sorgulanması gerekir ancak yine de bunların incelenmesinde fayda vardır. 1990’lı yıllarda hapishanelerin büyük bir kısmı PKK yönetiminin elindeyken yaşanmış bazı olaylar, örgütün LGBT bireylere bakışına dair ipuçları vermektedir.

Örgüt, hapishanedeki hücreleri senede en az iki kez, özel durumlarda ise daha fazla olacak şekilde değiştirmektedir, insanlar nerede ve kiminle kalacaklarına kendi başlarına karar veremezler, onlar adına örgüt karar verir. Bu değişimlerin sebebinin, “üyelerinin sosyalleşmesini artırmak” olduğunu söyleyen örgütün amacı aslında farklıdır. Söz konusu değişimin en büyük sebebi örgütün yoz ilişkiolarak adlandığı eşcinsel ve duygusal ilişkilerdir . Hapishane ortamında “yozlaşma ve sapkın ilişki” olduğu gerekçesi ile örgüt, insanların kaldıkları hücreleri sık sık değiştirmektedir (28).

Örgütün “yoz ilişki” olarak adlandırdığı ilişkileri bastırmak ve yok etmek için bulduğu tek yöntem hücre değişimi değildir. Bu ilişkilerin önünü almak için bazıları gizlice başka hapishanelere sürülmüş, bazıları teşhir edilmiş hatta ilişkinin muhataplarının birbirleri ile görüşmemeleri için çaba sarf edilmiştir (29). Örgüt bu yaptıkları ile de kalmamış, eşcinsel olduğunu örgüte itiraf eden bir kişiye de şu görevi vermiştir; itirafta bulunan bu kişi bir rapor hazırlayacak ve hücre içindeki diğer eşcinsellerin de adlarını örgüte bildirecektir (30). Kendisi gibi düşünmeyen her düşünceye karşı çıkan, hiçbir eleştiriyi duymak istemeyen, linç, teşhir ve şiddet yöntemlerinden beslenen ve insanları infaz etmekte hiçbir beis görmeyen bir örgütün LGBT bireylere karşı da aynı şekilde davranması şaşırtıcı değildir.

Sonuç

PKK bugün iletişim araçlarını çok iyi kullandığından birçok çevrede sempati ile anılmaktadır. Örgüt ile ilgili yayılan bu yanlış bilgiler birçok kişinin örgüte katılmasını sağlamış ve örgütün yurtdışında da savunulmasına önayak olmuştur. Şiddet ve baskının hiçbir zaman çözüm olamayacağını bilen bireyler bu dezenformasyon ortamının önüne geçmek için kendilerine düşen görevleri yerine getirmelidirler. Bu görev bugün en çok gazetecilere, aydınlara ve iktidara düşmektedir. PKK şiddetinin önüne geçilemediği ve bu şiddetin övüldüğü ortamda her gün birileri hayatını kaybetmektedir.

“Türk siyasetinde yarın ne olacağı belli olmaz” mantığı ile hareket eden sözde aydın ve gazeteciler bu tavırlarından vazgeçmeli ve şiddete dur demelidir. PKK’nın yarattığı şiddet ve travma bugün 40 yıldır devam etmektedir, 40 yaşının altındaki insanlar tam anlamıyla şiddetsiz bir Türkiye görmemiştir. Bu yüzden aydınlar, bir ülke kurma amacı ile bugün bütün zalimlikleri yapanların, yaratacakları ülkede de bu zalimliklere devam edeceklerini kitlelere anlatmalıdırlar.

Yararlanılan Kaynaklar

1 Sis I., (2019, 30 Mart), “Kürt lider Abdullah Öcalan hücre hapsinden çıkarılıncaya kadar kendimi aç bırakıyorum”, Independent, https://www.independent.co.uk/voices/abdullah-ocalan-erdogan-imam-sis-welsh-parliament-a8846926.html. (Son erişim: 05/04/2021). Barbieri S., (2021, 13 Şubat), Öcalan’a ve onun fikrine özgürlük için”, Il Manifesto, https://ilmanifesto.it/per-la-liberta-di-ocalan-e-del-suo-pensiero/. (Son erişim: 05/04/2021).

2 Buna bir örnek İtalyan’ın en yüksek tirajlı gazetelerinden olan la Repubblica’nın 6 Kasım 2020 tarihli haberinden verilebilir. https://www.repubblica.it/venerdi/2020/11/06/news/quella_con_il_kalashnikov_e_mia_figlia-272872280/?timestamp=1604761847000, (son erişim: 02/03/2021). “Elinde kalaşnikof olan benim kızım” başlığı ile çıkan haber, bir annenin kızının içinde bulunduğu durumdan gurur duyduğunu haberin başlığına taşımış. Haberin görselinde ise başında tülbent olan bir kadın bulunuyor. Haber ise İŞİD’le savaşmak için 2017 yılında Suriye’ye giden bir İtalyan kadını anlatıyor. Suriye’de Kürt kadınları ile beraber savaştığı da ayrıca vurgulanmış.

3 Pietro P., (2020, 24 Temmuz), “Kürt toplumunda feminist hareketin doğuşu ve Rojava’da savaşan kadınların devrimi”, Mondo Poli, http://www.mondopoli.it/2020/07/24/la-nascita-del-movimento-femminista-nella-societa-curda-e-la-rivoluzione-delle-donne-che-combattono-nel-rojava/ . (Son erişim: 05/04/2021) Garuti M., (2019, Mart 18), “Kürdistan’ın kadınları”, Nena News, https://nena-news.it/le-donne-del-kurdistan-prima-parte/. (Son erişim: 05/04/2021)

4 Aytekin Yılmaz, Son Diktatör, (İstanbul: Vadi Yayınları 2020), s.211.

5 Abdullah Öcalan, Nasıl Yaşamalı Cilt I, (İstanbul: Mem Yayınları, 2001), s.91.

6 a.g.e

7 Aytekin Yılmaz, Son Diktatör, (İstanbul: Vadi Yayınları 2020), s.144-145-146. Kitabın orijinaline ulaşamadığım için Aytekin Yılmaz tarafından yazılmış “Son Diktatör” kitabını referans olarak aldım. Yazıların orijinallerine “1997-98 Çözümlemeri”nden ya da 2002 yılında yayımlanmış “Özgür Yaşamla Diyaloglar – Abdullah Öcalan” (Çetin Yayınları, İstanbul) kitabından ulaşılabilir.

8 Aytekin Yılmaz, Son Diktatör, (İstanbul: Vadi Yayınları 2020), s.144-145.

9 Selim Çürükkaya, Apo’nun Ayetleri, s. 121, https://docplayer.biz.tr/8138359-Apo-nun-ayetleri-ithaf-aciklama.html (son erişim: 02/03/2021).

10 a.g.e s. 122

11 a.g.e s.118-119

12 a.g.e s.74

13 Detaylı bilgi için bkz: Özvarış H. (2014, 14 Ağustos), “İHD ve diğer insan hakları kuruluşları, örgüt içi infazların kayıtlarını tutmadı!”, Aytekin Yılmaz ile söyleşi, T24 Bağımsız İnternet Gazetesi, https://t24.com.tr/haber/ihd-ve-diger-insan-haklari-orgutleri-orgut-ici-infazlarin-kayitlarini-tutmadi,267541. (Son erişim tarihi: 03/03/2021)

14 Şemdin Sakık aynı zamanda “Deniz” kod ismi ile Ergenekon davasında gizli tanıklık yapmıştır.

15 “Sakık’ı MED TV yaktı”, Milliyet, 25 Mart 1998. Son Güncelleme: 25/03/1998, https://www.milliyet.com.tr/the-others/sakiki-med-tv-yakti-5365884.

16 İnan M., (2012, 22 Şubat), Özal’ı camide öldürecektik, Vatan Gazetesi, Son Güncelleme: 22/02/2012, http://m.gazetevatan.com/ozal-i-camide-oldurecektik-432444-gundem/. “Sakık kitabında bölücü örgüt içindeki hesaplaşmaya da sıkça yer veriyor. PKK’nın infaz ettiği örgüt üyelerinin isimlerini açıklıyor: “Ali Doğan Yıldırım, Mehmet Turan, Mehmet Uzun, Ali Yaylacık, Ahmet Ballı, Baki Karer (Süleyman), Abdullah Kumral (Yusuf Hoca), Şükrü Karakuş (Soreş), Cemile Merkit (Seher), Murat Bayraklı …

17 Yavuz R., (2012, 16 Şubat), Güçlü, PKK’nın infaz ettiği kişilerin listesini savcıya verecek”,  DHA, Son Güncelleme 16/02/2012, https://www.dha.com.tr/yurt/guclu-pkknin-infaz-ettigi-kisilerin-listesini-savciya-verecek/haber-272933.

18 Selim Çürükkaya, Apo’nun Ayetleri, s.69, https://docplayer.biz.tr/8138359-Apo-nun-ayetleri-ithaf-aciklama.html (son erişim: 02/03/2021).

19 Yavuz R., a.g.e.

20 Ansaldo M. (2002, 30 Ocak), Ocalan, la trattativa con D’Alema il governo era d’accordo sull’arrivo, la Repubblica, https://ricerca.repubblica.it/repubblica/archivio/repubblica/2002/01/30/ocalan-la-trattativa-con-alema-il-governo.html. (Son erişim: 03/03/2021)

21 Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı tarafından alınan ifade ve Öcalan’ın sanık ifade tutanağı, 22/02/1999, “Almanya’da büyük ağırlığımız olduğu muhakkaktır. Çok sayıda derneğimiz ve temsilciliklerimiz vardır. Yalnız Almanya kendi siyasetine uygun mantalite aramaktadır. Yani kendi siyasetine uygun kadroları PKK’nın başında görmek istemektedir. Benim Suriye’den çıkmamdan sonra Almanya’nın bana yönelik politikası beni istememek şeklinde gelişmiştir.

22 Erdem T., (2020, 21 Ekim), PKK’ya Muhalif Olmak ya da Aytekin Yılmaz’ı Hatırlamak, Stratejik Düşünce Enstitüsü, https://www.sde.org.tr/tevfik-erdem/genel/pkkya-muhalif-olmak-ya-da-aytekin-yilmazi-hatirlamak-kose-yazisi-19762. (Son erişim: 03/03/2021)

23 Selim Çürükkaya, Apo’nun Ayetleri, s.69, https://docplayer.biz.tr/8138359-Apo-nun-ayetleri-ithaf-aciklama.html (son erişim: 02/03/2021).

24 Milliyet, (2013, 13 Ocak), PKK’ın iç infaz listesi Meclis’te,  Son Güncelleme: 13/01/2013, https://www.milliyet.com.tr/gundem/pkknin-ic-infaz-listesi-mecliste-1654881

25 Örgüt içi infazlar hakkında detaylı bilgi için bkz: Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları İnceleme Komisyonu, Terör ve Şiddet Olayları Kapsamında Yaşam Hakkı İhlalleri İnceleme Raporu, 2013, III. Bölüm, “Terör Örgütlerinin İç İnfazları ve Diğer Terör Örgütü Mensuplarına Yönelik Öldürme Eylem Verileri”, s.66 ve devamı.

26 Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı tarafından alınan ifade ve Öcalan’ın sanık ifade tutanağı, 22/02/1999,“ … hatta bu şekil eylemleri gerçekleştirenlerden bazılarını, “Kör Cemal” kod Halil Kaya, “Hogir” kod Cemil Işık, “Metin” kod Şahin, Balic gibilerini cezalandırdım, Şemdin Sakık’ı da cezalandıracaktım ancak tutuklu bulunduğu sırada elimizden kaçtı. Merkez Komitesince suçu görülen şahıs yargılanır. Yargılanma sonucunda benim özel onayımla cezaları infaz edilir. Benim özel onayım önemli kişiler için alınır diğer kişilerde benim özel onayım aranmaz kendi yetkilerince infaz edilir. Cezalandırmalar ARGK (Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusu) yönetmeliği çerçevesinde yapılır. Bu üç şahıs öldürmeyle cezalandırılmıştır. Ancak başka cezalar da vardır.”

27 Verza S., (2017, Kasım 23), “Türkiye’de LGBT hakları, Buse Kılıçkaya ile röportaj”, Pressenza, https://www.pressenza.com/it/2017/11/diritti-lgbt-turchia-unintervista-buse-kilickaya/. (Son erişim: 05/04/2021). Bahsedilen konuya bu haber örnek oluşturabilir. LGBT aktivist Buse Kılıçkaya ile yapılan röportajda Kılıçkaya’ya şu soru yöneltilmiştir: “Kürt Rojava’da kadınların temel bir rol oynadığı direniş hakkında ve daha genel olarak jineolojiyi bir düşünce çizgisi olarak gören direniş deneyimi hakkında ne düşünüyorsunuz? Kadın hakları mücadelesi ve LGBT hakları mücadelesi iç içe ve birbirini destekliyor mu yoksa paralel mi ilerliyor?” Jineoloji, Abdullah Öcalan tarafından “teorize edilmiş” bir doktrindir, anlamı ise kadın bilimidir. Kılıçkaya, kendi feminist görüşünün jineolojiden sistematik olarak farklılık gösterdiğini belirttikten sonra Rojava’daki mücadelenin sadece kadınların rolü ile sembolleşemeyeceğini belirtmiş ve bölgeye bir süre önce LGBT savaşçı grupların da geldiğini belirtmiştir.

28 Aytekin Yılmaz, Son Diktatör, (İstanbul: Vadi Yayınları, 2020), s.71

29 a.g.e. s.72

30 a.g.e. s.74

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.