Uluslarası İlişkiler ve Dış Politika
Dış Politika

Türkiye-Katar İlişkileri Nereye Gidiyor ?

0 405

1990’lı yılların başlarında birbirleriyle ilişkili olmasalar da Türkiye ve Katar‘ın bir şekilde müdahil olduğu en önemli olay, Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesi sonucu ortaya çıkan I. Körfez Savaşı olayıdır.

Irak’ın Kuveyt topraklarından çıkarılması için Katar’ın da aralarında bulunduğu birçok bölge ülkesi, ABD öncülüğünde kurulan koalisyona katılırken Türkiye, fiilen koalisyona katılmasa da operasyon boyunca İncirlik Hava Üssü’ndeki ABD uçaklarının kullanılmasına izin vererek operasyonu dışarıdan desteklemiştir. Savaş, koalisyon güçleri tarafından kazanılmasına rağmen, hem Türkiye hem de Katar bu savaş sebebiyle önemli ekonomik kayıplar yaşamıştır. Doğal kaynakları sayesinde Körfez’in zengin ülkelerinden biri olan Katar, savaş sonrasında artık dış borcu olan bir ülke hâline gelmiştir. Türkiye ise büyüme hızının %9,4’ten %0,3’e gerilemesiyle ciddi bir ekonomik daralma dönemine girmiş, bütçe açığı ve enflasyonda önemli artışlar yaşamıştır.

Türkiye, 2004 yılında Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü (NATO) ülkelerinin KİK ülkelerini İstanbul İşbirliği Girişimi çerçevesinde NATO ile ortaklık kurmaya davet etmeleriyle doğan güvenlik temelli stratejik iş birliğini desteklemiştir . Dolayısıyla bu yeni yaklaşımla birlikte Katar’ın 1990’lı yıllardan itibaren ortaya koymaya çalıştığı çok yönlü dış politika, yumuşak güç ve arabuluculuk yaklaşımının bir benzeri, 2000’li yıllarda AK Parti’nin iktidara gelmesiyle Türkiye’de de devreye sokulmuştur. Türk dış politikasının Ortadoğu’yu da kapsayacak şekilde yeniden dizayn edilmesi, bir Körfez ülkesi olan Katar ile önceki dönemlerde de var olan bölgesel ve kültürel yakınlıkların siyasi, askerî ve ekonomik iş birliklerine evrilmesine katkı sağlamıştır.

Katar’ın Dış Politikası

Katar 2000’li yılların başına kadar dış politikada  hep bir denge politikasını benimsemiştir. Bu denge politikasında Suudi Arabistan, İran, körfez ülkeleri ABD ve Rusya’ya da yakındır. Daha sonra 2007 den itibaren Katar’da dış politikada bir takım değişiklikler meydana gelmiştir bu değişikliklerin arka planında sünni dünyanın misyoner koruyucu bir aktörlüğü üstlenmesi yatmaktadır. O nedenle Türkiye ile yakın ilişkileri olmuştur.  2010 yılına kadar ilişkiler üst düzey ziyaretler, ekonomik ve kısmen askerî iş birliği üzerine şekillenirken, bölgesel gelişmeler karşısında her iki ülkenin dış politikasının da benzerlik gösterdiğini söylemek mümkündür.  Bu ilişkiler 2010’lu yıllarda  daha da gelişti. Türkiyenin Katar ile  olan özel ilişkilerinin başlaması Arap Baharı’yla olmuştur. İki ülkede Arap Bahar’ı tutumları itibariyle önemli benzer özellikler göstermişlerdir.

2000’li  yıllarda da bu benzerlikler Katar ile Türkiye’nin Hamas’a olan tutumlarıydı. İran’a karşı olan tutumu İsrail ile  aralarının iyi olması diğer arap ülkeleriyle olan ilişkilerden  Katar’la olan ilişkileri pek göze batmamıştır. İlişkilerde dönüm noktası olan asıl gelişme, 19 Aralık 2014 tarihinde Ankara’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Katar Emiri Şeyh Tamim tarafından imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti ile Katar Devleti Arasında Yüksek Stratejik Komite Kurulmasına İlişkin Ortak Mutabakat” anlaşması çerçevesinde oluşturulan Yüksek Stratejik Komite’nin Birinci Toplantısı sonucu yapılan anlaşmalardır. 2 Aralık 2015 tarihinde Katar’ın ev sahipliği ile Doha’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ve El Sani’nin başkanlığında gerçekleştirilen toplantıda 15 ayrı anlaşma imzalanmıştır. İki ülke arasındaki vize uygulaması kaldırılmış ve Türkiye’nin Katar’dan sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) alımı, eğitim, bilim ve teknoloji, çevre, denizcilik ve enerji konularında çeşitli anlaşmalar imzalanmıştır.

Aralık 2016’da Trabzon’da gerçekleştirilen Yüksek Stratejik Komite İkinci Toplantısı’nda ikili iş birliğinin daha da güçlendirilmesi ve bölgesel konular ele alındıktan sonra sağlık, maliye, iletişim, eğitim, gümrük, tarım, spor ve gençlik alanlarında mutabakat zaptı, anlaşma, eylem planları ve ortak bildiri imzalanmıştır. Kasım 2018’de İstanbul’da gerçekleştirilen Yüksek Stratejik Komite Toplantıları’nın dördüncüsünde ise taraflar arasında kültür, ticaret, ekonomi ve ulaştırma gibi alanlarda stratejik iş birliği protokolü imzalanmıştır. Günümüzde de  Katar, ABD için bir stratejik platform haline gelmiştir.

Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri’nin de burda olması ABD’yi çok yakından ilgilendirmektedir, çünkü ABD böylelikle körfezi kontrol etmektedir. Kendisine destek olarak tanımladığı zayıf ,denetlenebilir ve her zaman iş birliğine açık yönetimler kurulması ABD’nin temel stratejisidir ve bu temel strateji içerisinde buradaki monarşilerde sürekli olarak ‘Saray Darbeleri‘nin içinde yer almıştır. Katar’ın , son dönemdeki stratejisi her zaman yabancı bir koruyucu aramak üzerine  olmuştur.  Müslüman kardeşler konusunda da her iki ülke içinde yakınlık vardır.  ABD Katar’ı  ön Asya’ya karşı yapacağı operasyonlarda önemli bir üs olarak kullanmaktadır.

Ortadoğu’da Katar

Yemen’deki Husilere , İran’ın liman kentlerine, Afganistan’a karşı yaptığı operasyonlara ve Filistin’e  Katar üzerinden ulaşma çabası olduğu görülmektedir.  Katar’ın yatırımlarının  finans gücü İngiltere’ye dayanmaktadır.  ABD ,kendi ülkesinin dışında en büyül petrol ve doğal gaza yapmış olduğu yatırım Katar’dır. Katardaki monarşiyi İngiltere ve  ABD ekonomik güç için kendi çıkarları  doğrultusunda  kullanmaktadırlar. Katar’a bakıldığı zaman Türkiye ile ideolojik askeri stratjik ittifak içinde yer almaktadır. Katar, varlık fonunu en siyasi  stratejjik kullanabilen ülkelerin başında gelmektedir. Türkiye ile stratjik ortaklığı Katar açısından çok önemli bir  hale gelmiştir.

2017 yılının Haziran ayında başını Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn’in çektiği Körfez ülkeleriyle Katar arasında çıkan diplomatik krizde sorun olarak ileri sürülen hususlardan birisi de Katar merkezli El Cezire televizyonunun izlediği yayın politikasıdır Katar   El Cezire’ye bir baskı uygulamamıştır.  Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Arap Baharı’ndan çok ciddi kaygı duymuşlardır. Bu kaygı duyma 2013 yılında Mısır’daki darbeye yönelik tarafların aldığı tutumlarda çok net bir şekilde görülmektedir.

Suudi Arabistan ,Birleşik Arap Emirlikleri ,Mısır’ın darbe hükümetinin en önemli diplomatik ve finansi destekleyici görevini üstlenmiştir. Türkiye ve Katar ciddi anlamda eleştirel bir tutum tercih etmişlerdir. 2013  sonrası  İbrahim Kalın da Türkiye’nin değerli bir yalnızlık içerisine girdiğini söylemiştir. Bu süreçte  Katar da benzer bi yalnızlık yaşamıştır.  Bununla birlikte iki devlet birbiriyle ilişkilerini güçlü hale getirmiştir.  Türkiye ve Katar. 2016’da meydana gelen 15 Temmuz darbe girişiminde Katar, Türkiye’ye  destek vermiştir. 2017 deki patlayan Katar Krizine de Türkiye karşılık vermiştir. Birbirlerine verdiği destekler ilişkilerini daha beslemiştir . Günümüzdeki Katar’ın Türkiye’ye yaptığı yatırımlar daha önce getirdiği para fonu bu özel ilişkilerin  bir anlamda sonucudur.

Katar-Türkiye Ekonomik İlişkileri

Katar ve Türkiye  arasındaki ticaret ilişkilerine bakıldığında aslında Türkiye’nin Suudi Arabistan,  Birleşik Arap Emirlikleri ile mevcut ticaret hacmi daha büyük her zamanda daha büyük olmuştur. Sebebi ise iki ülkede hem nüfus hem ekonomi olarak Katar’dan daha büyük ülkeler olması yatmaktadır .

Katar’ın kendi iç piyasası Türkiye’den alabileciği mal miktarı belirlidir. Suudi Arabistan kadar ticari malı satın alamaz.  Dolayısıyla piyasaların aynı olmadığı aşikardır. Diğer taraftan da Katar’ın Türkiye’ye yapmış olduğu yatırımlar, devlet başkanları arasındaki  ilişkiye yorumlanmaktadır. Liranın değer kaybetmesi söz konusuyken yabancı yatırımcı için çok ucuz para akışı nedeniyle daha da uygun hale gelmiştir.

Yatırımlara Nasıl Bakılmalıdır ?

Küreselleşen dünyada ülkeler birbirine entegre olmuş bir biçimdedir.  Kuzey Kore bile Çin ve Rusya’ya entegre konumdadır. Böyle bir ekonomik sistemde bizim kullanmış olduğumuz finans sisteminin merkezi ABD’de, merkez bankanlarının birliği de İsviçre’dedir. 1944 de kurulan Bretton Woods anlaşmasıyla ABD doları dünyanın rezerv parasıdır ve teknolojik açıdan gelişmiş batının kalbi ABD‘dir. Liberal ekonomi düzende ABD’nin elinde yani devletin elinde herhangi bir şirket yoktur ,tamamen  özel sektör açılımları vardır. (Askeri hariç) Avrupada birçok ülkede devletin elinde bir şey görünmemektedir. Türkiye, 1980’ den sonra sisteme entegre olabilmiş fakat piyasaya borçlu bir durumla ayak basmıştır, buna bağlı olarak devletin elindeki varlıklar birbir satılmıştır.

Katar dünyanın en büyük 14. Yatırımcısı niteliğinde bulunmaktadır.  Dünyada her yıl bir çok şirket bir çok farklı yabancı devletteki şirkete yatırım yapmaktadır. Örneğin ,Türkiye  2019 yılında Avrupa da en çok tercih edilen 4. ülke haline gelmiştir. Türkiye’deki yabancı yatrımcıların yüzdesine bakılacak olursa; Hollanda % 15.7 , ABD %7.7, körfez ülkeleri % 6.8,  İngiltere % 6.6 , İspanya % 6.1, Almanya %6.1, Belçika %5.6, Azerbaycan %4.2, Rusya %4.1,  Birleşik Arap Emirlikleri % 2.8,  Japonya %1.6 diğerleri %26.5 civarındadır.

Çin’deki ihracat yapan şirketlerin yarısı yabancılara ait durumda olduğu görülmektedir.  ABD’lilerin Çin’de çok ciddi yatırımları mevcuttur,   peki bu çok uluslu şirketlere bakıldığında ulus devlet aidiyeti görülmediğini anlamış olmuyor muyuz? Artık devlet dışı aktör olarak tanımlanmaktadır. Katarın dünya genelinde 400 milyara yakın yatırımı vardır. Körfez ülkeleri son derece güçlü ekonomiye sahiptir , en büyük sebebi petrol, doğalgaz zengini olmalarıdır. Katar’ın büyük bir fonu mevcut olduğu  için yabancı ülkelere çeşitli yatırımlar yapmaktadır. Bu fonları  İngiltere’ye  35 milyar dolar yatırmış , ABD’ ye de  35 milyar dolara çıkaracağını söylemiştir. Suudi Arabistan’da ABD’ye  750 milyar dolarlık yatırıma sahiptir.

Türkiye ‘de Katar’da 146 projede 17 milyar dolarlık  projeyi üstlenmiş durumdadır. “Business 2015 Doing” kapsamında, Türkiye 2015 yılında DYY sıralamasında 55. sırada olup, 2014 yılında 51. sırada yerini almıştır. Türkiye ve Katar’ın toplam dış ticaret hacmi 570 milyar dolardır. Ama ikili dış ticaretimiz sadece 1,2 milyar dolardır. Yani dış ticaretimizin binde 2’sini birbirimizle yapıyoruz. Bu rakamlar potansiyelimizin ne kadar büyük olduğunu, fiili ticaretimizin ne kadar küçük oranlarda olduğunu gösteriyor.

Katar’ın Türkiye’deki Ekonomik Faaliyetleri

Türkiye ile Katar ,Libya konusunda bir askeri anlaşma imzalamıştır. Türkiye’nin ekonomik anlamda sıkıştığı bir dönemde , ABD’de  tehdidine karşı  Türkiye iki ülke ile swap anlaşması yapmıştır. (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Katar ile Türkiye arasındaki swap (döviz takası) anlaşmasının tutarının 5 milyar dolardan 15 milyar dolara çıkarıldığını açıkladı. Türkiye’nin 10 milyar dolar değerinde Katar Riyali alarak Merkez Bankası rezervine dahil edeceği, Katar Merkez Bankası’nın da 10 milyar dolar değerinde Türk Lirası’nı rezervlerine alacağının belirtilmesidir).

Katar‘ın  Türkiye’ye  yatırım yapmasının anlamı  Katar’ın dünyada en büyük yatırımcılarından olması, Türkiye’ye  güvenmesi, islami sermaye oluşturmak istemesi ,ve Çin’in Bir Yol Kuşak Bir Yol endeksinin gelmesi olarak sayılmaktadır.  Yabancılar Türkiye’nin sıcak paraya  ihtiyacı olduğunu bildiği için Tükiye’ye yatırımlarını arttırmışlardır. Küresel sistem batı sistemi olduğu için şu anda Türkiye’nin bu sisteme karşı çıkması imkansızdır. Koç Holding’in de sayısız yabancı yatırım yaptığı ülkeler vardır. Bu sebeple yabancı yatırımcısız bir anlayışla  mevcut ekonomik istemde başarılı olabilmek çok zor görülmektedir.

Tükiye cari açığını kapatabilirse ve devletin yapmış olduğu Doğu Akdeniz ve Karadeniz petrol doğal gaz arayışında ve çıkarılmasında başarılı olabilirse, cari açığı kapatabildiği sürece şartların daha farklı olabileceği yorumlanmaktadır.  Ülkenin elden gittiği söylemlerine ekonomik sistemi inceleyerek yorumlamakta fayda vardır. Bu nedenle Katar’ın Türkiye ‘ye gelmesi İslami firmalar açısından bir anlam ifade etmektedir. Türkiye’nin bu yüzyılda İstanbul’ un sermaye merkezlerinden biri olacağı ön görülülüyor.

Sonuç Olarak;

Katar sermayesinin dünyadaki ve Türkiye’deki yatırımlarını karşılaştırdığımızda Türkiye’nin Katar sermayesinden yeterince pay alamadığını gözlemlemekteyiz. Siyasetteki iyi ilişkilerimiz ekonomiye yansımamıştır. Zaten ticaret ve siyaset farklı açılardan ele alınmaktadır. Türkiye’nin ekonomik büyüme, kalkınma, gelişme hedeflerinin planlanan dönemler içerisinde gerçekleştirilmesi, cari açıklarının kapatılması, kırılgan küresel piyasa şartlarında ihtiyaç duyulan uzun vadeli finansman temini ve yatırımların Türkiye’ye çekilmesi için Katar en uygun potansiyele sahip ülkelerdendir.

Özellikle 2022 Dünya Kupası ev sahibi olan Katar’ın yapacağı organizasyonda inşaattan sağlığa, ekipmandan güvenliğe kadar pek çok alanda Türkiye’nin aradığı pazara kavuşması beklenmektedir. Zaten Katar’ın da gerek nüfus ve gerekse yetişmiş insani gücü istihtamı yönünde beklentisi ve talebi de bilinmektedir. Katar’ın nüfusu 2,7 milyon civarındadır. Verilerine göre 2018 yılında Rusya’da düzenlenen Dünya Kupasını 3,5 milyon kişi yerinden takip etmiştir. Bu rakamlar göz önüne alındığında, Anadolu Ajansı (2018) Rusya’nın turizmden sağlığa, spordan güvenliğe kadar pek çok alanı içine dâhil eden ve hazırlıktan kapanış ve sonraki süreçte düzenlenecek organizasyonların tamamına kadar olan toplamda hemen hemen bir milyon kişiye ihtiyaç duyulduğunu ifade etmektedir.

Türkiye’nin gelişen ve tüm dünya tarafından yakından takip edilen “yerli ve milli” silah ve savunma sanayisi de Katar’ın gündeminde yer almaktadır. Türkiye Cumhuriyeti ile Katar Devleti arasında imzalanan anlaşmayla hem askeri eğitim hususlarında hem de savunma sanayiine yönelik alım-satımın yapılmasının yanısıra Katar topraklarında Türk birliklerinin konuşlandırılmak marifetiyle ikili iş birliği kararı da alınmıştır. İki ülke arasında özellikle içeriği gizli olarak tutulan “Altay Tankı” ve “BMC üretimi olan OBÜS’ler” gibi ağır silah ve sanayii konularındaki alım satım işlemleri de devam etmektedir. Bu iki yönlü alım satım da bir taraf için finansman bulma ve pazar oluşturma sağlanırken diğer taraf için de iyi bir müttefikle uzun sureli bağ oluşturulurken Batı’nın hileli alışverişinden kaynaklı sorunların da önüne geçildiği görülmektedir.

Netice olarak; Türkiye ve Katar’ın sahibi oldukları kültürel ve bölgesel yakınlığını, jeo-stratejik, politik, ekonomik ve finansal avantajlarını ve potansiyellerini çok daha iyi değerlendirerek işbirliklerini daha fazla geliştirebileceğini ön görebiliriz. Özellikle Türk firmalarının Katar’da ihtiyaç duyulan sektörel yatırımları hızlandırmaları ve bu pastanın payını en büyük şekliyle almaları açısından iki ülke arasında tesis edilen dostluk bağlarından faydalanmaları gerekmektedir. Özellikle pandemi süresince dünya çapında oluşan ekonomik çalkantılardan daha az etkilenmek isteyen Türk firmaları, dünya çapında kabuledilirlik için iyi bir pazara da girme fırsatını yakalamış bulunmaktadırlar.

Yararlanılan Kaynaklar

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.